Ana içeriğe atla

ANTİK LİKYA YOLU 1. ETAP (Ovacık-Faralya-Kabak-Alınca-Patara-Gökçeören)


Likya Yolu 1999 yılında İngiliz asıllı Kate Crow tarafından keşfedilmiş ve işaretlenip haritalandırılmıştır. Antalya'dan Fethiye'ye kadar uzanan ve ilave edilen parkurlarla beraber toplamda 550 km yi bulan yol Türkiye için önemli turizm noktalarından olma yolunda. Türkiye'nin en uzun yürüyüş parkuru ve dünyanın da en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotasındandır. Çoğu yerlerde olduğu gibi burası da yabancıların gözdesi. 


Haritada da görüldüğü gibi sahil şeridini takip eden patikalarda yürümesi son derece keyifli. Genellikle manzaranızda bir tarafınızda alabildiğine deniz bir tarafınızda ise ihtişamlı dağlar ve çam ormanları yer alıyor.

Biz Likya 1 denilen kısmını tamamlayabildik. Yani Fethiye'den başlayıp Kalkan civarında son buldu ve 4 günde toplam 60 km yürüdük. Eski yazılarımızdan da görebileceğiniz gibi daha evvel de Aladağlar ile Kaçkarlarda küçük maceralarımız olmuş olsa da, bu derece uzunlukta bir yolu kaybolmadan yürümek tecrübe işi olduğundan rehbere ihtiyacımız vardı ve biz yürürken eşyalarımızı transfer etmesi için de bir araca ihtiyacımız vardı. Bu sebeple ilk defa bir tura dahil olduk. Neyse ki pişman olmadık, gayet güzel ve sorunsuz bir 4 gün geçirdik.

İlk gün: Ovacık'tan Kelebekler Vadisi'ne kadar 16 km.
2. gün:  Kelebekler Vadisinden Kabak Koyu'na kadar 12 km.
 3. gün: Kabak Koyu'ndan Alınca'ya kadar 13 km.
Son gün: Araçla Sarıbelen Köyüne gelip buradan başlayıp Gökçeören'e kadar 13 km.

Anlatıma geçmeden önce videomuzu izleyebilirsiniz;



Şimdi gelelim ayrıntılara;

Cumartesi sabahı Rehberimiz Asuman Hanımla Dalaman Havaalanında buluştuk. Grubumuz toplam 10 kişiydi. Gezi boyunca bizimle olacak olan aracımıza binip Fethiye'ye geçtik. Fethiye merkezde durup kahvaltımızı yaptık. Sonuçta gün boyu yürüyeceğiz ve bol bol enerji almamız gerekli. İlerleyen günlerde market bulma sıkıntımız olur diye buradan 4 günlük su ve atıştırmalıklarımızı da stokladık. Öğlenleri için rehberimiz Asuman bize her gün sandviçler hazırlattı.


Ovacıkta bulunan Likya Yolu başlangıç tabelasına geldik ve 4 günlük maratonumuza start verdik. Bugün için Ölü denizin eşsiz manzarası bize eşlik ediyordu. Üstümüze Babadağ'dan atlayan paraşütçüler boncuk gibi dökülürken Ölüdenize tepeden bakıyorduk. Bazen yokuş tırmanıyor, bazen de iniyorduk. Yaklaşık 3 saat saat sonra mola verdik ve öğle yemeğimiz olan sandviçlerimizi hüplettik. Normalde ekmek arası seven bir insan değilimdir ama, iyi enerji veriyor ve geri kalan yolumu tamamlamamda bana enerji kaynağı oldu.


Akşama doğru Faralya denilen bölgenin bir kısmını yürüyüp, Kelebekler Vadisi'ne ulaşmış bulunuyorduk. Toplamda 12 km yaptık ve ilk gün için büyük başarıydı. Bugün yoldan geldiğimiz için hem uykusuz hem de yorgun sayılırdık. Bu gece ve ertesi gün konaklayacağımız otel George's House'a yürüyerek ulaştığımızda, araç eşyalarımızı çoktan getirmişti. Çantalarımızı alıp odalarımıza yerleştik. Ama her şeye rağmen yüzmek istiyorduk ve hemen bikinileri giydiğimiz gibi araca koştuk ve Asuman bize bir güzellik yaptı Kıdrak Koyuna götürdü. Sezonda olmadığımızdan plajlar öyle tenhaydı ki fethiye denizinden hiç bu kadar zevk almamıştım. Ayrıca deniz de son derece ılıktı. Ben ki hemen üşürüm ve soğuk denize Ağustos sıcağında olsak dahi asla giremem. Ama gerçekten su çok güzeldi.


Tüm günümüzü doğanın içinde adımlayarak geçirip, bir de gün batımında yüzmek, doğanın insan ruhuna ne kadar iyi geldiğini tekrar anlamamı sağladı. İlk gün için mükemmel bir histi diyebilirim. Denizin de tadını çıkardığımıza göre artık akşam yemeği vaktiydi. Otele döndük.

***

Tüm günün yorgunluğuyla öyle güzel uyumuşum ki, bebekler gibi uyandım. Gün doğumunda Kelebekler Vadisinden denize doğru esen sert rüzgarın uğultusuna uyandım bir ara, ürperdim. Ama sonra uyku ağır bastı, dalmışım yine.

Kahvaltı manzaramız aşağıda gördüğünüz gibiydi. Sonsuza kadar burada oturabilirdi insan.


Ama miskinlik zamanı değil, yürüyüş zamanı. Enerjimizi toplayıp, hazırlandığımız gibi düştük yine yollara. 

Grubumuzun ve rehberimizin normaldeki planı emniyetle Kelebekler Vadisine inmekti. Fakat bu yaz gerçekleşen talihsiz bir kaza sonucunda vadiye iniş rehber eşliğinde dahi olsa kesinlikle yasaklanmış olduğundan bu planımızı gerçekleştiremedik. Biz de daha uzun bir rotadan dolanarak Kabak Koyuna doğru yürüdük. 

Başlayalı daha  yarım saat olmamıştı ki bir yağmur bastırdı. Biz aslında yağmurluk getirmiş olmamıza rağmen şapşallık yaparak yanımıza almayı unuttuğumuzdan bir güzel ıslandık. Akılsız başın cezasını çektik, bize ders oldu. Neyse ki yanımıza büyük boy çöp poşetleri almıştık da çantalarımızı onlarla koruduk. Ama üstümüz sırılsıklam ıslandı. Yaz yağmuru gibi şiddetli ve kısa süren yağmur bizi  bir güzel ıslatmaya yetti. 

Erdem ıslanan tişörtünü çıkarıp havluya sarınırsa.

Zaten yağmurdan sonra açan güneş, yürürken bizi kuruttu. Öğlene doğru gördüğümüz bir bungalov evin terasındaki sandalyelere attık kendimizi. Hem sandviçlerimizi hüplettik, hem de biraz dinlendik. Bu evin sahibi genç bir adam. Kendini şehir yaşantısından ve rutin koşturmacalarımızdan kurtarmış ve bu sakin yaşamı seçmiş. Etrafta kendi gibi yaşayan bir kaç ev daha var. Aynı zamanda bir odasını da kiraya vererek geçimini sağlıyor. Bu ona yetiyormuş. İlginç bir yaşam tarzı ve zor bir tercih bence.

Bugün için de yine yaklaşık 10-11 km lik yürüyüş yaptık. Kabak Koyuna vardığımızda hava yine normale dönmüştü ve hemen yüzmek için denize girdik. Ama o nasıl dalgadır. Deniz resmen dövdü bizi. Biraz dikkatsiz olsan alabora olur boğulursun. Çok fazla duramadık çıktık ve plajda uzanıp dinlenmek öyle iyi geldi ki.

Tüm hava şartlarına rağmen bugün de yolumuzu tamamlamış olmanın verdiği haklı gururla, Kabak koyundaki çakıllara uzandım. Gökyüzüne diktim gözlerimi, dalgaların taşıdığı taşların deniz suyu içinde dökülme sesi kulaklarımda. Sıradan gibi duran mucizevi güzelliklerde kendimi sorguladım. Görmek için kilometrelerce yürümekten başka yolu olmayan güzellikler gördüm bugün ve bu tatmin edici bir duyguydu.




Kabak Koyundan ana caddeye herkesin bildiği o meşhur dolmuşlarla çıktık. Otelden Kabak'a akşama kadar yürüdüğümüz onca yolu servisimizle yarım saatte döndük. Bu biraz acıklı hissettirdi tabii :))

Bu gece ateş başında biraz keyif yaptık. Şarkılar söyleyip, Kabak'tan aldığımız üzüm sularını tükettik. 

***
Bugün otelimizden ayrılacağımızdan eşyalarımızı toparladık. Bu geceki için otelimiz Patara'da. Kahvaltılarımızı yapıp öğlen için hazırlanan çikınlarımızı da hazırladıktan sonra tekrar Kabak'a geçtik. Yürüyüşümüze dün bıraktığımız yerden başlayacağız.


Bugün ki rotamız ise yürüyüşümüzün en güzel manzarasına sahip olacak gibi geldi bana. Kabak plajında otururken denize arkanızı dönüp karşınızdaki ihtişamlı dağlara şöyle bir bakın. İşte bugün boyunca o dağları arşınladık. Yediburunlar manzarası eşliğinde yürüyüp, Likya Yolunun en önemli bölümü olan Alınca'yı tırmanıp 13 km lik yolu da tamamlamış olduk.



Tabi böyle bir paragrafta, bir çırpıda söylediğime bakmayın. Artık 3. gün ve ayaklar patladı, güneşten tişört izleri oluştu. Ama yine de gözümüzün önündeki manzara öyle güzel ki sanki günlerce daha böyle yürüyebilir insan. Bir de nasıl bir güç geliyorsa o esnada, yokuşlar çıkıp inmek hiç önemli değil. Sadece saatlerce yürümek var aklımızda.

Alınca'da öyle bir tepeye çıkıyoruz ki, saatlerce oturup öylece bakıyoruz. Sonra ben hayatımda hiç yoga yapmamış olmama rağmen güneşi selamlıyorum. Öyle bir kafalar geliyor.


Artık burayı yeterince özümsedikten sonra servisimiz gelip bizi alıyor ve Patara'ya gidiyoruz. Patara da Kabak gibi daha öncede gelip yazdığımız bir plaj. Ülkemizin en uzun sahil şeridi olan yaklaşık 10 km lik bir uzunluğu olan bir sürü kum tepelerinin bulunduğu bir plaj.

Yine yüzeriz diye mayoları giyip gittik plaja. Tabi burada plaja ulaşmak da ayrı bir iş. Çöllere düşmüş Mecnun gibi yürüyoruz kumlarda. Kumda yürümek ne zor işmiş ya, bir de fotoğraf ve video çekilmek için tepelere tırmanıp sonra aşağılara yuvarlanıyoruz. Şakalar şebeklikler derken gün batımı yaklaşıyor ve sert bir rüzgar çıkıyor. Kumlar rüzgarla havalanıp resmen bize saldırıyorlar.


Sonra bugün ikinci kez güneşle selamlaşıp uğurluyoruz kendilerini. 


Patara'ya daha önce çadırımızla gelmiş ve ücretsiz olan Camel Campingde kalmıştık. Bugün ise Apolyon Otelde konakladık. Odamıza girip yerleştik ve hemen duş alıp en şık kıyafetlerimizi giydik ve yemeğe indik. Bugün son gecemizdi ve otele giriş yaparken şöyle bir göz ucuyla gördüm ki bizim için harika yemekler hazırlanmıştı. Hem yorgun hem de kurt gibi aç olduğumuzdan tüm yemekleri yedik diyebilirim. Yemekten sonra karı koca anılarımızı canlandırmak için Patara'yı gezmeye çıktık. Gerçekten her şey bıraktığımız gibi aynıydı. Buna çok sevindik, hala el değmemiş yerlerin olması çok güzel.

***

Sadece bir gece kaldığımız otelden kahvaltımızı yapıp ayrılıyoruz. Ayrılırken de göz hakkı deyip otelin önündeki narlardan bir tane koparıyorum.

Servisle Sarıbelen Köyüne geliyoruz. Başlangıç olarak sert bir yokuş bizi karşılıyor.


Yokuşu yaklaşık 1,5 - 2 saat çıktıktan sonra denizden  uzaklaşıp iç bölgelere doğru yürüyoruz. Bölgenin taş özellikleri toprak yapısı ve bitki örtüsü değişiyor burada. Büyük kayalar ve bodur ağaçlar daha çok görünüyor. Bu da manzaramızı yine eşsiz kılıyor. Bulduğumuz her büyük kayanın üstüne çıkıp fotoğraf çekiliyoruz. 



Yürüdüğümüz arazide zaman zaman çobanların açtığı kuyulara rast geliyoruz. Dinlenme alanı oldukları o kadar belli ki. bir kuyu ve başında kim bilir kaç yaşında kocaman bir ağaç. Gölgesinde kimler dinlendi, kaç maceracıya ev sahipliği yaptı acaba.



Artık son adımlarımızı atarken anılarımızda kalsın diye, aklımıza bir kaç toplu fotoğraf çekilmek geliyor ve en güzeli olan aşağıdaki poz çıkıyor ortaya.


Gökçeören Köyünde yolumuz sona eriyor ve bugün de 13 km lik yolumuzu tamamlamayı başarıyoruz. Her şeyin harika geçtiği doğanın kalbinde 4 gün sona eriyor. İçimizde bu maceranın da bitmesinden kaynaklı buruk bir sevinçle Gökçeören köyünde bir köy kahvesinde birer bardak çay içiyoruz. 

Akşama kadar daha vaktimiz olduğundan Kalkan'a geçip kısa yüzme molasıyla Antik Liya Turunun 1. etabına veda ediyoruz. Öyle güzel geçti ki rehberimiz Asuman'la diğer etapları tamamlamaya da sözleşiyoruz. Kim bilir belki önümüzdeki yaz bir başka etapta vururuz kendimizi yollara.


 Bizi facebook ve instagram hesaplarımızdan Gezen Kafalar olarak takip edebilir,  Gezen Kafalar YouTube kanalımızdan eğlenceli videolarımız izleyebilir ve blogumuzdaki diğer yazılarımızı da okuyabilirsiniz. Gittiğiniz veya gideceğiniz yerlerle ilgili her türlü tavsiyelerinizi yorumlara bırakırsanız bilgi paylaşımımız olur, bu da bizi çok mutlu eder.  Okuduğunuz için teşekkürler.


Ayşenur&Erdem

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ

Tur mu? En son ihtiyacımız olan şey bize seyahatimizde ne yapacağımızı söyleyecek birileri. Hem yur içi küçük gezilerde olsun, hem de uzun süreli yurtiçi-yurtdışı seyahatlerimizde özgürce nasıl istersek öyle gezmeyi seviyoruz, tur firmalarından uzak durmayı tercih ediyoruz. Bu sefer de durum farklı olmadı, gönlümüzce gezdik, İtalya ve İsviçre'nin altını üstüne getirdik. Aslında tatilin yarısı araba üstünde geçti diyebilirim.

 Aracımızı holidaycars.com 'dan seyahatten yaklaşık 4-5 ay önce kiraladık. Bu siteyi ülkemizde de bir çok şehirde kullandık; bugüne kadar kaliteli firmalar ve iyi araçlar denk geldi ki Roma'da da sonuç iyi oldu. Bu sitede bir çok firma bulunuyor; şartları ve fiyatı size uyanı seçebiliyorsunuz. Biz 10 günlük bedeli 1050 tl teklif veren "Maggiore" firmasını tercih ettik ve hiç bir sorun yaşamadık, tek sorunumuz bizim yetersiz ingilizcemizin yanında ofisteki bayanların yetersiz ingilizcesi eklenince ortaya çıkan komik anlar oldu. Telefondaki t…

HERKES VALİZLERİNİ HAZIRLASIN TRENLE KARS'A GİDİYORUZ

Siz hiç küçükken annenizin elini sımsıkı tutup garda tren beklediniz mi? Trenin gelmesine daha 15 dakika varken, bankta oturmak yerine, rayların dibinde ayakta dikildiniz mi? Tüm annelerin içinde aynı korku; ya tam binemeden tren hareket ediverirse? Bir elinde küçük çocuğu, bir elinde memlekete götürülen bir dolu eşyanın olduğu çantalar. Bilet alınmış ama koltuk belli değil. Ayakta bile gidebilir. Tren 5 dakikaya bir, daha tam hızını alamamışken yine durur. 1 saatlik yolu 2 buçuk saate alamaz o tren. Ama her ay 2 kere gidilir.
Ama bu tren başka tren, o bildiğiniz trenlerden değil. Bir kere en önemlisi odan var, odanda yatağın, buzdolabın, lavabon var, konforlu yani. Kocaman bir pencereden dışarıdaki manzarayı izleyip o bambaşka dünyaya dahil oluyorsun. Yata yata dinlene dinlene 1 günlük uzun bir yolculuk yapıyorsun ama bence 3 gün de sürse yormaz insanı, öyle keyifliydi.
Aşağıdaki videodan maceramıza tanık olabilirsiniz;



Yazıya başlamadan önce kolaylık olsun diye kendime göre bazı no…