Ana içeriğe atla

SARAY BOSNA'NIN ACI YÜZÜ ve 1 MART'TA BOSNA HERSEK'TE OLMAK

∽ SARAYBOSNA ŞEHİTLİKLER ve UMUT TÜNELİ 

Tarihi sokaklarını gezerken Saraybosna'nın acılı yarası olan savaşın izlerine pek rastlamıyorsunuz. Ama şehitlikler tüm gerçekliği yüzünüze çarpıyor. 
Kovaçi Şehitliği bir yamaçta yer alan mezar taşlarından oluşan orman gibi.. Ve tüm taşlarda ölüm tarihi 1993... 
Yüzlerce hatta binlerce kişinin yattığı bu şehitlik tarihin acı yüzünü gösteriyor. Burada Bosna'nın ilk Cumhurbaşkanı Alija İzzet Begoviç'in  kabri de bulunuyor. 
Alifakovac Mezarlığının ise tarihi Osmanlı'dan öncesine dayanır ve şehrin en eski mezarlığıdır. Zamanla burası da şehitlik olmuş. Ne kadar çok kayıp olduğunu düşünebiliyor musunuz? 
Binlerce insanın ölümüne sebep olan olayları Umut Tüneli'nde daha iyi anlıyorum. 
Ben bu konuyu üstünkörü geçiştirmeyip herşeyi en başından anlatmak istiyorum.

Bosna Hersek Mart 1992 yılına kadar kominist ideoloji üzerine kurulu Yugoslavya federasyonuna bağlı bir bölgeydi. Yine bu federasyondaki Sırbistan'da ise güçlü bir milliyetçi iktidar söz konusuydu. Yugoslav Halk Ordusu da bu milliyetçi iktidarın yanında durup, Yugoslavya Devletinin büyük bir bölümünde Büyük Sırbistan'ın kurulmasını destekleyen politik faaliyetleriyle Yugoslavya'nın dağılışını hızlandırmıştır. Ama bu dağılma sürecinin barış içinde olmayacağı anlaşılmıştır. Çünkü Sırp olmayanları ve özellikle de Müslümanların yok edilmesini planladıkları bölge, -halkının yarısından fazlasının Müslüman olduğu- Bosna Hersek'i de içine almaktaydı. Anlaşıldığı gibi bu sınır genişletmesinin şiddete başvurmadan olması mümkün değildi. Sırp Demokrası Partisinin "Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti"ni kurmasıyla Bosna Hersek, siyasi geleceği hakkındaki kararı vatandaşına bırakarak 1 Mart 1992 tarihinde referanduma gitmiştir. Referandumda oy verenlerin %99 u tüm halkların eşit olacağı bağımsız Bosna Hersek devletini seçmişlerdir. Bu sonuç akabinde maalesef ki terör ve katliamlar başlamıştır. Bu esnada Amerika, Avrupa ve pek çok Dünya ülkesi Bosna Hersek'in bağımsızlığını tanımıştır. Uluslararası toplumlar tarafından tanınmasına rağmen Sırp Demokrasi Partisi referandum sonuçlarını reddetmiş, Sırbistan Devlet Başkanlığı ile Yugoslavya Halk Ordusu'nun emriyle, Sırp Demokrasi Partisi milis silahlı güçleri ve askeri güçlerle hedeflerini gerçekleştirme kararı almışlar. Bosna Hersek'e saldırı, Boşnak soykırımı ve modern savaş tarihinin en uzun başkent kuşatması olan Saraybosna kuşatması böylece başlamıştır. 

Şehrin etrafında 60 km uzunluğunda bir çember oluşturularak her 35m ye bir ağır silahla konuşlanmış olarak ablukaya alınmıştır. Tank, mayın atıcı ve binlerce ağır silahla sürekli şehir vuruluyordu. Gece gündüz şehre düşen bombaların hedefi şehri harap edip insanları öldürmek. 22 Haziran 1993 yılında bir rekor olarak şehre 1 günde 3777 adet füze atılmıştır. Kuşatma sırasında toplam 18000 civarı insan hayatını kaybetmiştir.
Bu abluka sürecinde tabii ki yiyecek, içecek, ilaç, yakıt ve cephanelikler tükenmeye başlamıştır. 1425 gün süren kuşatma esnasında Bosnalılar kendilerince yaşama tutunmaya çalışmış ve bir takım çözümler üretmeye çalışmışlardır. 
Ancak bu ihtiyaçların karşılanması için şehrin dış dünyaya açılması şarttır. Dış dünyayla tek bağlantıları da hava limanı pisti ve orası da oldukça tehlikelidir. Dışarıdan gelen yardım uçaklarına ve mühimmatlara ulaşmak için geçilen hava limanı pisti resmen açık hedef gibidir ve buradaki ölümcül tehlike insanları pistin üstünden uçabilme veya altından geçebilme fikrine yöneltmiştir. Umut Tüneli fikri bu şekilde ortaya çıkmış ve delice gibi görünmesine rağmen koca bir şehri kurtaran dahiyane bir fikir olmuştur.

İlk başta saçma ve imkansız gibi görünen bu fikir sonra kaybedecek hiç bir şeyin olmadığı anlaşılmasıyla hayata geçirilmiştir. 
Hava limanına yakın bir konumda olan Kolar ailesine ait ev tünelin çıkışı olarak belirlenmiş ve 800 metre uzunluğunda bu tünel 4 ayda tamamlanmış. Bu tünel şehir halkının hayatta kalmasını sağlamış ve umutları tükenen insanları hayata yeniden bağlamış. Yani "umut tüneli" olmuş.
2 yıl boyunca tünelden erzak ve mühimmat taşınmış. Kimi zaman tünelde aynı anda 1000 kişi bulunuyor, günde ortalama 4000 kişi tünelden geçiyormuş. 1994 yılında tünele raylar döşenmiş. Tünel 1993-1995 yılları arasında savaş bitene kadar kullanılmış. 
Evin sahibi olan Koral ailesi burayı müzeleştirerek yaşananların somut gerçeği olarak ziyarete açmış. Güvenlik sebebiyle tünel yıkılmış ama sadece bir kaç metrelik kısmını örnek oluşturması için görüyorsunuz. Ayrıca müzedeki bilgilendirme panoları ile videolarla daha net anlatım sağlanmış. 
1995 yılına kadar Bosna Hersek'te yaşanan katliam, tecavüz ve zulümlerle ilgili bir çok belgesel var internette. Bunları izledikçe insanların ne kadar canavarlaşabileceğini gördüm. Bosna'ya gitmeden önce bu kadar fikrim yoktu ve iyiki de yokmuş diyorum şimdi. Çünkü sadece 20 yıl önce bu acıların yaşandığı sokaklarda böyle rahat yürüyemezdim. Bunları yaşayan ve sağ kalabilmiş insanların çoğu hayatta ve o sokaklarda yanınızdan geçiyorlar. Onların yüzüne gözlerim dolmadan bakamazdım herhalde. Yoldan geçerken gördüğüm kurşun izlerinin bulunduğu binalar bile utanç duymama yeterliydi.  



Tüm bu yaşananların fitilini ateşleyen 1 Mart 1992 referandumunun yıl dönümünde tamamen tesadüfen Bosna'daydık. Olanlardan, insanların yaşadıklarından habersiz, erkenden kalkıp arabamızla Mostar Köprüsü'ne gitmek için yola çıktık. Yaklaşık 60 kilometre kadar gidebildik ki, askerler yolları kapatmış, araç konvoyu kilometrelerce olmuş. Sırpların yoğunlukta olduğu bölgeye geçtiğimiz için ve bu bölgede 1 Mart gösterilerine izin verilmediği için asker her ihtimale karşı böyle bir önlem alıyormuş. 
Yani tüm bir yıl içinde Mostar'a gitmek için bu günü seçmemiz bu seyahatimizdeki bir başka talihsizlikti. Ama bu küçücük olayla biz de bu savaşın bir yerine dokunmuş ve elinde ağır silahlarla yolu kapatan Sırp askerleriyle karşılaşmış olduk. 

Tekrar belirtmek isterim ki "Umut Tüneli" için mutlaka vakit ayırın ki burada yaşananları daha iyi anlayabilesiniz. Anlatılınca bir filmin konusuymuş gibi geliyor ama burası yaşananların en somut örneği. Bu topraklar çok fazla acı görmüş ve çok bedel ödemiş, umarım artık hayatlarından barış hiç eksik olmaz.


Ayşenur&Ağafendi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANTİK LİKYA YOLU 1. ETAP (Ovacık-Faralya-Kabak-Alınca-Patara-Gökçeören)

Likya Yolu 1999 yılında İngiliz asıllı Kate Crow tarafından keşfedilmiş ve işaretlenip haritalandırılmıştır. Antalya'dan Fethiye'ye kadar uzanan ve ilave edilen parkurlarla beraber toplamda 550 km yi bulan yol Türkiye için önemli turizm noktalarından olma yolunda. Türkiye'nin en uzun yürüyüş parkuru ve dünyanın da en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotasındandır. Çoğu yerlerde olduğu gibi burası da yabancıların gözdesi. 

Haritada da görüldüğü gibi sahil şeridini takip eden patikalarda yürümesi son derece keyifli. Genellikle manzaranızda bir tarafınızda alabildiğine deniz bir tarafınızda ise ihtişamlı dağlar ve çam ormanları yer alıyor.

Biz Likya 1 denilen kısmını tamamlayabildik. Yani Fethiye'den başlayıp Kalkan civarında son buldu ve 4 günde toplam 60 km yürüdük. Eski yazılarımızdan da görebileceğiniz gibi daha evvel de Aladağlar ile Kaçkarlarda küçük maceralarımız olmuş olsa da, bu derece uzunlukta bir yolu kaybolmadan yürümek tecrübe işi olduğundan rehbere ihtiyacımız v…

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ

Tur mu? En son ihtiyacımız olan şey bize seyahatimizde ne yapacağımızı söyleyecek birileri. Hem yur içi küçük gezilerde olsun, hem de uzun süreli yurtiçi-yurtdışı seyahatlerimizde özgürce nasıl istersek öyle gezmeyi seviyoruz, tur firmalarından uzak durmayı tercih ediyoruz. Bu sefer de durum farklı olmadı, gönlümüzce gezdik, İtalya ve İsviçre'nin altını üstüne getirdik. Aslında tatilin yarısı araba üstünde geçti diyebilirim.

 Aracımızı holidaycars.com 'dan seyahatten yaklaşık 4-5 ay önce kiraladık. Bu siteyi ülkemizde de bir çok şehirde kullandık; bugüne kadar kaliteli firmalar ve iyi araçlar denk geldi ki Roma'da da sonuç iyi oldu. Bu sitede bir çok firma bulunuyor; şartları ve fiyatı size uyanı seçebiliyorsunuz. Biz 10 günlük bedeli 1050 tl teklif veren "Maggiore" firmasını tercih ettik ve hiç bir sorun yaşamadık, tek sorunumuz bizim yetersiz ingilizcemizin yanında ofisteki bayanların yetersiz ingilizcesi eklenince ortaya çıkan komik anlar oldu. Telefondaki t…

YEŞİLİN ELLİ TONUNDA 1 HAFTA (DOĞU KARADENİZ) #part1

Çamlıhemşin
Ayder
Yukarı Kavrun Yaylası'nda kamp
Kaçkarlar Tırmanış ve Göller
Fırtına Deresi'nde rafting
Tor Deresi ve Bulut Şelalesi
Ayder'e dönüş...



Bu Karadeniz seyahati bir anda ortaya çıktı ve ne ara nasıl karar verdiğimizi gerçekten çok hatırlamıyorum. Sadece gitmeye karar verdiğimiz andan itibaren deli gibi uçak bileti aramaya başladık. Buranın da sezonu olduğu için biletler ateş pahası. Her gün kaç defa telefondaki uygulamaya girip fiyat sorguladığımızı hatırlamıyoruz ama Erdem yakaladığı uygun biletleri kaçırmadı. Sadece 1 ay öncesinden aldığımız biletler, biraz azim biraz da şansla 150 gidiş 150 lira (kişi başı) da dönüş tuttu. Sonra da yaylaları gönlümüzce gezebilmek ve az zamanımızı iyi değerlendirebilmek için araç kiraladık. İnternetten araştırdığımız firmalardan en iyi teklifi verenle anlaştık. 7 günlük aracımız da 750 lira tuttu. Kalacak yer işini de her zamanki gibi AİRBNB den ayarladık. İlk gün yorgun olacağımızı bildiğimizden ilk gideceğimiz yer olan Ayder'…